Halay” ve “Dans”: Hareketin Ortak Ritmi
Bu yazımızda Henri Matisse’in Dans tablosu ile Malik Aksel’in Halay eserini dans ve kolektif hareket fikri etrafında karşılaştırmalı olarak ele alıyoruz.
Henri Matisse’in Dans tablosu 1910 yılında, Fovizmin yükselişte olduğu bir dönemde resmedilir ve akımın temel taşlarından biri hâline gelir. Sanatçı, ilkel sanat ve post-empresyonizmden etkilenmiştir. Eleştirmenler, insan figürlerinin kaba tasviri ve deforme edilmiş görünümleri nedeniyle Matisse’i yoğun biçimde eleştirir. Ancak Matisse, sanatçının rolünün gerçeği birebir ve gerçekçi bir biçimde aktarmak değil, en basit araçlarla duyguyu ifade etmek olduğunu savunarak bu eleştirilere karşı kendi sanatsal pozisyonunu korur.
Matisse’e göre fotoğrafın icadıyla birlikte sanatın işlevi yeni bir yöne kaymıştır. Fotoğraf, gerçek dünyayı en ince ayrıntısına kadar yansıtabilme gücüne sahip olduğundan, resim sanatı ayrıntıdan özgürleşmiştir. Matisse bu düşüncesini şu sözlerle açıklar: “Ressam artık ayrıntılarla uğraşmak zorunda değil. Fotoğraf, ayrıntıların çokluğunu yüz kat daha iyi ve daha hızlı bir şekilde sunmak için var. Plastik form, duyguyu mümkün olduğunca doğrudan ve en basit yollarla sunacaktır.”
Matisse, Dans tablosundaki çembersel kompozisyonu William Blake’in Oberon, Titania and Puck with Fairies Dancing adlı eserinden esinlenerek kurgular. Blake’in tablosunda olduğu gibi burada da dans eden neşeli figürler, hareket ve ritim duygusunu ön plana çıkarır. Geleneksel resim kurallarından bilinçli olarak uzaklaşan Matisse, modern resmin kapısını aralar. Bu yaklaşımla renkleri, biçimleri ve kompozisyonun parçalarını, bütüne ait duyguyu en etkili biçimde yansıtacak şekilde düzenler.
Matisse’in evrensel ve modernist yaklaşımı, dansı biçimsel bir özgürlük alanı olarak ele alırken; benzer bir kolektif hareket fikri, farklı bir coğrafyada Malik Aksel’in resminde yerel ve toplumsal bir anlam kazanır.
Malik Aksel Halay tablosunu 1940 yılında resmeder. Aksel, Türk resim sanatını ikiye ayırır; ilki doğuya bağlı Türk resmi, ikincisi ise Avrupa etkisindeki Türk resmidir. Bu nedenle özgün bir Türk resminin henüz tam anlamıyla oluşmadığını savunur. Aksel’e göre en güçlü sanatçılar, kendi coğrafyasını ve kültürünü yakından tanıyan kişiler arasından çıkar. Halay tablosunda da sanatçı, doğunun yerel kültürünü, gündelik yaşam pratiklerini ve kolektif ruhu merkeze alır. Anadolu insanının birlikte hareket etme geleneği olan halay, yalnızca bir dans olarak değil, toplumsal dayanışmanın ve ortak kimliğin görsel bir ifadesi olarak sunulur. Bu yaklaşım, topluluk bilincini öne çıkaran bir anlayışı yansıtır. Bu yönüyle eser, Aksel’in sanatçının kendi coğrafyasından beslenmesi gerektiği yönündeki düşüncesinin somut bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Bu bağlamda Matisse’in Dans tablosu ile Malik Aksel’in Halayı, benzer bir hareket fikrinden yola çıksalar da kompozisyon anlayışı açısından belirgin biçimde ayrışır. Matisse, figürleri kapalı ve çembersel bir düzen içinde konumlandırarak ritim, süreklilik ve bütünlük duygusunu ön plana çıkarır. Kompozisyon, izleyiciyi figürlerin hareketine dâhil eden dinamik bir yapı sunar ve biçimsel sadeleşme aracılığıyla evrensel bir duygu yaratmayı amaçlar. Aksel ise figürleri daha yatay ve açık bir düzende kurgulayarak kolektif yapıyı vurgular. Halay tablosunda kompozisyon, bireysel hareketten çok topluluğun birlikte var oluşuna işaret eder. Bu yönüyle Matisse’in kompozisyonu modern resimde biçimsel özgürlüğü temsil ederken, Aksel’in kompozisyonu toplumsal birlik ve kültürel süreklilik fikrini görsel olarak somutlaştırır.

